Cumartesi, Mart 29, 2008

Cumartesi sabahının keyifleri..


Bugün Cumartesi..
Hafta sonunun en sevdiğim saatleri.
Tembel bir kahvaltının ardından gazetelerin arasında kaybolmuş durumdayım. Evi toplamaya, mutfağı temizlemeye girişmeden önceki en sevdiğim, ve uzatabildiğimce uzattığım keyif anları.. Ama bugün gazete keyfime ara verdim, bu güzellikleri taze taze paylaşabilmek için.

Gideceğim demiştim, gittim.
Sabahın köründe uyandım, o saatte acıkmış olmama rağmen aldırmadım, hemen çıktım evden ve ekolojik pazara yürüdüm. Hemen girişte her zamanki yerinde gözleme yapan ablamın yanına kahvaltı tezgahları da açılmıştı. Eh olacağı da buydu:) Ama ben kahvaltı için sabredip pazarı gezmeye başladım. Görmeyeli büyümüş pazar yeri! Sağlı sollu tezgahlardan oluşan iki koridordu son gördüğümde, şimdi üçe çıkmış sayısı. Bu daha çok üretici demek, daha çok organik ürün ve elbette bizler için de daha çok seçme şansı.. Yumurta gibi bazı ürünler her tezgahta aynı olsa da kimi ürünlerin fiyatları ve özellikleri değişebiliyor. Her zamanki pazar gezme alışkanlığımla önce tüm pazarı gezdim, çeşitlere ve fiyatlara baktım, sonra tekrar başa dönüp alışverişimi yaptım.

Kıvırcıklar, ıspanaklar ve diğer otlar öyle tazeydi ki! Erken gelmenin faydası buymuş. Radika, gelincik, arapsaçı, taze sarımsak, şevketibostan bile vardı tezgahlarda. Ebegümeci aldım, bir yıl olmuştur yemeyeli.. Isırgan vardı aynı tezgahta, aklıma hemen bir ufacık demet alıp omlet yapmak geldi eve gidince. Kendim dokunmayarak ondan da koydurdum poşete. Omlet için de organik yumurta aldım, olmuşken tam olsun. Mis gibi koksun omletim, damağıma mis gibi aromalar yayılsın..

İşte böyle bir şey oldu..
Oya abla yapar da ben yapmaz mıydım yani? :) Bulaşık eldivenlerimi giyip yıkadım ısırganları, doğradım ve zeytinyağında biraz kavurup yumurta kırdım üstüne. Sağolasın Annoya! Ben börekten başka bir şey bilmezdim ki ısırganla. Nefis oldu nefis.. Annemin böreklerini de andım yerken. Hatta telefon ettim anneme sonra, söylemeden duramam, ısırgan aldım pazardan diye. Börek mi yapacaksın sorusuna, hayır az önce yedim cevabını verince çok eğlendik.
- nasıl yedin kızım, çiğ çiğ mi yedin naptın?
- çiğ olur mu anne ya, omlet yaptım!
- amanın nerden aklına geldi, pek güzel olmuştur!
Muhabbet uzadı, annemin gittiğimde bana vereceği 5 litrelik zeytinyağına, köylü teyzelere getirteceği 1 koli yumurtaya, derken İrem’in benimle konuşmak (!) üzere telefona yaptığı hamlelere geldi..

Neyse efendim, yılın ilk domatesini takdim ederim!
Henüz kabukları incecik değil, rengi de öyle kıpkırmızı değil ama kokusu yerinde.. Çok özleyenler için gelivermişler tezgahlara, birkaçı da benim torbama girivermiş. Aaa hem de dalıyla beraber gelmiş üçü! Koparmaya kıyamadım, sevgilime de göstereyim diye bıraktım onları dalında. En ufağını yıkadım, ikiye bölüp kokladım önce. Sonra şükür kavuşturana dedim, doğradım yeşil kahvaltı tabağıma. Köy ekmeğim, omletim, zeytinim, Ezine peynirim, ah tabi ya, bir de fındıklı ezmem vardı kahvaltı tepsimde.

Fındıklı ezme nasıl bir şey derseniz, şöyle: 1 bardaktan biraz daha az domates salçasını 1/2 çay bardağı zeytinyağı ile ezdim. İçine 3 diş sarımsağı da ezip karıştırdım. 1 tatlı kaşığı ince pul biber ekledim, biraz da tuz. 1 bardak çekilmiş fındığı (ben biraz irice kırdım) da karıştırınca.. ekmeğe sürmelik, makarnaya koymalık bir şey oldu. Güzel de oldu!

Başka neler geldi pazardan?
Çavdar ekmeği, salata yapmalık yeşillikler, süzme yoğurt, tam buğday unu, bir de Buğday dergisi.. Bu hafta böyle… Bakalım haftaya neler gelir? Pazarla ilgisi yok ama geçenlerde tattığım bir lezzet var son olarak
:

Bu da cibes. Yeni aşkım:)
Egeli olup da Cibes’i niye daha önce tatmadığımı gerçekten bilmiyorum (anneme sordum o da bilmiyormuş, benim bilmeyişim normal). Metro marketlerde satılan Erüst Tarım’ın Ege otları serisindeydi. Koca bir paketi ayıklanmıştı ve yıkanıp haşlanmayı bekliyordu. Hemen tazecikken üzerindeki tarife göre yaptım, tadına doyamadım!

Şöyle yapılıyormuş:
1 paket (500 gr) cibes, bolca kaynamış su içinde 7 dk kadar haşlanır. Süzgece alınır. Ufak bir kase içinde ½ çay bardağı zeytinyağı, 1 limonun suyu, tuzla ezilmiş 3 diş sarımsak karıştırılır, haşlanmış cibese dökülür. Sonra da ılık ılık yenir, dikkat, yanında mercimekli bulgur pilavı varsa parmaklar da güme gider! Otlar tahıllara ve bakliyatlara öyle yakışıyor ki..

Kırk takla attım güzel bir fotoğrafını çekebilmek için şu otun, ama olmadı. Yine de eklemeden duramadım. Böyle birşey işte. Çiçek gibi açılmış brüksel lahanasına benzettim ben!

Son haberler böyle..
Tekrar gazetelerime döneyim ben.
Bir de kahve yapayım tam olsun:)

Çarşamba, Mart 26, 2008

Ekolojik pazar, ıspanak beğendi ve..ödül kahvesi!


Geçtiğimiz Cumartesi sabahı uyanıp ilacımı aldıktan sonra kahvaltıya kadarki bekleme süresini geçirmek için kalorili birşeyler pişirmek yerine televizyonu açtım. Ve Feriköy’deki ekolojik pazardan yapılan canlı yayınla karşılaştım. Evime 20 dakika yürüme mesafesinde olan pazara ne zamandır gitmemiş olmanın utancı ile, hemen çıkıp gitmenin ya da kalıp televizyondan izlemenin kararsızlığını yaşadım bir süre.. Avokadolar vardı tezgahlarda ne güzel, sonra enginarlar, şimdi tam zamanı olan muzlar, fiyatı henüz yüksek de olsa domatesler! Sonuçta kalıp izlemeyi tercih ettim, tembellikten çok, saatin zaten ilerlemiş olmasıydı sebep. Pazara erken gidilmeli... İyi ki de izlemişim, tam 3 saat (başlangıcını kaçırdım) canlı yayın yapıldı pazaryerinden; pekçok dernek temsilcisi ve üretici konuştu, pekçok şey öğrendim, sağlıklı bir hayata ve tamamen organik beslenmeye yeniden heveslendim, bir daha pazar ziyaretlerimi hiç mi hiç aksatmama kararı aldım..

Tarifimle hiçbir ilgisi yok anlattıklarımın, organik bir yemek değil bu, sadece yazmak istedim. Hem kendime, hem size hatırlatmak için.. Bir de müjde verdiler, Antalya ve Samsun ekolojik pazarları da yoldaymış! (kulakların çınlasın Tijen abla) Habertürk’ü de tebrik etmek lazım, şimdiye dek 10 dakikalık tanıtımlar dışında pazaryerine bu kadar ciddi ilgi gösteren televizyon kanalı olmamıştı.

Tarife geçeyim.
Az miktarda ıspanağım vardı, kavursam mı napsam diye düşünürken başka birşey yapmaya karar verdim. Hep yeni şeyler denemek lazım ya! Bu da ıspanak beğendi. Ben pek beğendim:) Tarif Emine Beder’in. Ana yemekten çok bir ara lezzet, hatta meze olarak yenebilir diye düşünüyorum. Hazırlaması çok kolay, ıspanak yemeklerine lezzetli bir alternatif.. Yanında kepekli makarna (organikleri çok lezzetli oluyor bunların!) ile pek güzel geldi bana.. Ben 150 gr kadar ıspanağım olduğu için ölçüsüz yaptım sayılır, ama size 4 kişilik ölçüyü yazacağım:


Malzemeler:

- 250 gr ıspanak
- 1 yemek kaşığı tereyağı
- 1 yemek kaşığı un
- 1 su bardağı süt
- 3 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri
- ½ su bardağı sarımsaklı yoğurt
- 1 yemek kaşığı sıvıyağ
- Deniz tuzu, ince pul biber

Yapılışı:

1. Öncelikle ıspanakları ayıklayıp yıkayın. Teflon bir tavaya koyup, üzerine yağ ve su eklemeden pişirin.

2. Ispanaklar suyunu çekince ocaktan alın, el yakmayacak ısıya gelince çok ince olarak doğrayın.

3. Tereyağını tavada eritin, unu ekleyin ve kavurun. Sütü azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin. Koyulaşana dek pişirin. Tuzunu ayarladıktan sonra ateşten alın.

4. Ispanakları hazırladığınız karışıma ekleyin, kaşarları da ekleyin, tümünü karıştırıp servis tabağına alın. Üzerine sarımsaklı yoğurdu gezdirin. Sıvıyağda pul biberi biraz yaktıktan sonra yoğurdun üzerine gezdirin ve ılıkken servis yapın.

Pul biber demişken bir tavsiye.. Ayfer Kaur'un ince pul biberi var, benim de bu tarifte (ve hemen her yerde) kullandığım. İncecik, tuzluktan dökülebilen, çok güzel bir pul biber bu. Hafif acı sevenlere şiddetle tavsiyedir.


Yukarıdaki fotoğrafın anlamını blogu takip edenler hemen çıkardılar:)
Bugün doktor kontrolüm vardı ve dün yaptırdığım tahlilin sonucuna göre demir depolarımı doldurmuş durumdayım:) Hatta ihtiyaç fazlası bile var!! Hal böyle olunca, ilaçları hemen kesmemi istedi doktorum. Sadece B12 iğnesine ayda bir kez ihtiyacım olacakmış, o da et yemediğim için.. 2 ay sonra da tekrar kontrole gideceğim, ilaç kullanmadan ne durumda olduğumu görmek için. Kendimi harika hissediyorum, sadece bu süreçte 1 kilo aldım, o da hiç önemli değil..

Bu da ödül kahvesi oluyor işte..
Tabi bu kadar zaman içmedikten sonra eskisi gibi günde 2-3 fincan canımın isteyebileceğini sanmıyorum, ama istediğinde içebileceğimi bilmek bile harika. İlk fırsatta kendimi Gloria Jeans’te ödüllendirmeliyim, evet.

Çarşamba, Mart 19, 2008

Buluşma, trüfler ve başka güzel şeyler..


Yazma konusunda daha disiplinli olmaya dair kendime sözler vermeme rağmen çok fazla mutfak maceramın olmaması beni engelliyor çoğu zaman, sayfamı güncellemek için.. Oysa benden ille de tarifler değil, yazılar beklediğinizi biliyorum. Ama burayı en baştan beri bir “cafe” gibi düşünmem, sohbetin yanısıra lezzetlerin de olması isteğimi beraberinde getiriyor. İşte bu nedenle; fotoğraflarımı, yazılarımı, gezi hikayelerimi ve okuduğum kitapları, izlediğim filmleri de rahat rahat paylaşacağım daha kapsamlı bir web sitesi hazırlamak gibi bir planım olduğunun haberini vermek istiyorum artık:) Site hazırlığını önümüzdeki birkaç ayı atlattıktan ve kardeşim askerden döndükten sonra hızlandıracağız, ama şimdiden ben yazılarımı toparlamaya başladım.

Geçtiğimiz haftasonu, sevgilimin açıköğretim sınavları nedeniyle gireceğimiz kamp öncesi dostlarımızla toplandık. Uzunca bir zaman görüşme fırsatı bulamayacağımız için hepsi yanımızda olsun istedik.. Sağolsunlar geldiler, birlikte yine keyfi hiçbir şeyle ölçülemeyecek güzellikte saatler geçirdik. Ufuk’un Belçika anıları, fotoğrafları, bize getirdiği çikolatalar, bahara ve yaza dair hepimizi heyecanlandıran planlar derken.. gün nasıl bitti yine anlamadık.

Pazar günü açık büfemizdekiler:
- Muzlu kek (Cafe Fernando’daki bu tarif gerçekten harika, herkesin beğenisini toplayan, yumuşacık, mis kokulu bir kek.. mutlaka denemenizi öneririm)
- Patatesli ve peynirli poğaçalar (kabartma tozu ile yaptım, klasik, anne poğaçaları:)
- Açma (yine bir klasik, ama tereyağı ile yapılınca daha bir mis kokulu)
- Trüfler
- Mozaik pasta
- Özlemciğimin getirdiği patates salatası


Trüflerden aslında şimdiye kadar pekçok sitede bahsedildi, ama maksat muhabbet, paylaşmak olsun deyip ben de yazıyorum. Hem ola ki başka yerde görmemiş ya da görüp de denememiş olanlar vardır. Pastane vitrinlerinde görüp de iştahlandığımız trüfleri evde yapmak gerçekten çok kolay.. üstelik son derece basit olan temel tarifi çeşitlendirip cins cins trüfler yapmak da mümkün. Ben Arman Kırım’ın geçtiğimiz haftalarda Hürriyet’teki sayfasında yayınladığı yazıyı baz alarak yaptım. Bazı aşamaları zahmetli, ama sonuca değiyor.

1. Trüf yapmak için öncelikle ganaj hazırlamamız gerekiyor. Bunun için bize gerekenler krema ve bitter çikolata. Sevdiğiniz bir bitter çikolata ya da en iyisi bitter kuvertür kullanmanızı öneririm. Ben şirkette kuvertür sattığımız halde eve almayı unutmak gibi bir akıllılık yaptığım için trüfleri marketten aldığım çikolata ile yapmak durumunda kaldım. Ama size kesinlikle kuvertür tavsiye ederim. Çikolatanın kalitesi trüflerin lezzetini doğrudan etkiliyor.

2. Ganaj için temel ölçü 1’e 2. Yani 2 ölçü çikolataya 1 ölçü krema. Ben 400 gram çikolata için 1 ufak kutu (200 ml) krema kullandım. Çikolatayı küçük parçalara kesin ya da rendeleyin. Eğer pul kuvertür kullanırsanız bu aşamayı atlayabilirsiniz, zira pul kuvertürün erimesi daha kolay. Dediğim gibi ben almayı unutmamış olsaydım çikolata keserken parmağım su toplamayacaktı:) Kremayı da bir cezve içine alıp ocakta kaynama noktasına getirin ve çikolatanın üstüne döküp çırparak karıştırın. Pürüzsüz bir kıvama gelince ganajınız hazır. Üstünü streç filmle örtüp buzdolabında 2 saat bekletin.

3. Bu arada ufak tabaklara trüfleri bulayacağınız dış malzemeyi hazırlayın. Ben kakao, tarçın-toz şeker karışımı, antepfıstığı ve hindistan cevizi kullandım. Ganajdan ufak bir kaşıkla parçalar alın ve avcunuzda yuvarlayıp bulayacağınız malzemenin içine atın. İyice buladıktan sonra da ufak kağıtlar içine yerleştirip ikram edeceğiniz ya da saklayacağınız kabın içine koyun. Bu arada ganaj yumuşadıkça buzlukta 5 dk bekletebilirsiniz.

4. Tüm trüfler hazır olunca buzdolabında saklayın. Oda ısısında çok fazla bekletmemenizi öneririm, asıl güzel kıvamı soğukken buluyor.

Yazıdaki çeşitlendirme önerilerini de not edeyim; ben bir daha yapışımda bunlardan birini deneyeceğim. Isınmış kremaya 1 çay kaşığı rendelenmiş portakal / limon kabuğu ya da tarçın eklemek, kremaya 5-6 tane dövülmüş kakule ekleyip yarım saat dinlendirdikten sonra süzüp tekrar kaynatmak, ganaja 1-2 kaşık kanyak ya da kahve likörü eklemek önerilerden bazıları..

Ayrıca şirkete yeni gelen aromalar (extract) da var ki, beni ayrıca heyecanlandırıyorlar. Acıbadem, fındık, portakal ve vanilya aromalarını kullanmak için sabırsızlanıyorum:) Bakalım neler yapacağım onlarla?


Bu arada sağlık durumum gayet iyi, çok şükür..
Gelecek hafta, ilk 2 aylık tedavi sonrası ne durumda olduğumu öğrenmek için tahlil yaptıracağım. Sanırım aldığım demir hapları ve her sabah içtiğim pekmezler işe yaramıştır. Çok sevdiğim pekmezden bıktım malesef, o ayrı..

Prof.Dr.Osman Müftüoğlu’nun “Yaşam Koçu” programında geçtiğimiz hafta kansızlıktan bahsedildi ve doktor çayın boş yere kötülendiğini söyleyince içime sular serpildi. Çayın demiri bağlama oranı binde birdir ve o kadarını kepekli gıdalar da yapar deyince hakikaten rahatladım. Artık sabahları bir fincan açık çay içiyorum:) Bir de onca zaman sonra, dostlarımızla birlikte, özellikle muzlu kek onsuz olmaz diyerek yarım fincan sütlü filtre kahve de içtim..
.. ama biliyor musunuz, unutmuşum tadını, hiçbir şey anlamadım!!

Uzun zaman yazmayınca böyle oluyor, parmaklar kalkmıyor klavyeden:)
Dünya buz pateni şampiyonası da başladı, yazmasam olmaz şimdi! Tv karşısında canlı yayına kilitlenip çikolatalar, tatlılar ile (sağlıklı beslenmeyi bir haftalığına erteleyerek:) keyif yapma zamanı benim için. Buzun kralları kraliçeleri ayrıldı tabi, eski tadı yok ama gençleri izlemek de keyifli. Yeni favoriler edinmek mesela, Tomas Verner gibi:) Dün çiftler kısa programda Çin yine yıktı geçti ortalığı.. bakalım kızımız Tuğba ne yapacak bugün?

Son olarak bir de tavsiye..

Hala birkaç sinemada gösterimdeyken, görmediyseniz hala, gidip Kaldırım Serçesi'ni izleyin. Gördüyseniz, bir kez daha izleyin. Ben önce festival gösteriminde, sonra sevgilimle bir kez daha izlememe rağmen yine izlemek istiyorum. Sevgilim ise eve dvd'sini almak ve belli aralıklarla izlemek taraftarı ki, normalde Piaf'ı benim kadar seven biri değildir! Marion Cotillard'ın Oscar'ı yüzde yüz hakeden performansı, adeta Edith Piaf'ın kendisi olması gerçekten görülmeye değer.. Hele Piaf'ın olağanüstü müziğiyle başka dünyalara giden benim gibi biri için soluksuz izlenecek, gözyaşlarıyla birlikte alkışlanacak bir film..

Pazartesi, Mart 03, 2008

Elmalı Çörek


Artık birşeyler yapmalıyım düşüncesiyle uyandım.
Havanın bir müddet yağıp yağmamakta kararsız kaldıktan sonra açmaya karar verdiği, benim evde yalnız olduğum bir Cumartesi sabahı.. Önce ne zamandır ihmal edilmiş güzel bir kahvaltı.. tavada eritilen peynirler.. haşlanıp doğrandıktan sonra üzerine karabiber serpilen yumurtalar.. hatta İtimat’tan alınmış süt kaymağı, üstüne vişne reçeli.. Komşufırın’ın nefis çavdar ekmeklerinden birkaç dilim, kızarmış.. bir çay eksik, ama olsun.. Cumartesi günleri çalıştığım yılları düşünüp gülümsüyorum. Birkaç saat sonra sevgilim dershaneden çıkacak ve buluşacağız. Gazetelere şöyle bir göz atıp evi toparladıktan sonra mutfağa giriyorum. Filiz anneye götürmek için birşeyler yapmalıyım. Aslında kendim için birşeyler yapmalıyım...

Beni iyi hissettirecek olanın ne olduğunu biliyordum. Çabucak şekilleniverdi ellerimde. Ben bir yandan mutfak tezgahımı toparlarken, o düşük ısıdaki fırının içinde mutlu mutlu mayalanıyordu. Tezgah toparlanınca rendeledim Amasya elmalarımı. Kokusu burnuma gelecekti belki nezle olmasaydım. Ama kokusu var mıydı kimbilir? Annemin gönderdiği süt kokulu cevizler bitmişti ama Brezilya Kurukahvecisi'nin cevizleri vardı dolapta. Buluştular pişmiş elmalarla. Hamurum da sarıldı bir güzel cevizli elmalara, pek sevdiler birbirlerini. Hadi dedim siz pişin şimdi, güzel kabarın haa, önemli yere gidiyorsunuz:)

Mutfak benim için ne güzel bir terapiymiş meğer..
Mutfağın fırının ısısıyla ısınması, fırın çalışmaya başlayınca çıkan o değişik kokuya karışan tarçın kokusu, mayalanan hamuru camdan seyretmek, hamurun sıcacık olması maya geldiği zaman, sonra tezgahı temiz, ocağın üstünü fırından çıkanlarla dolu görmek..

Çöreklerimi paketleyip çıktım evden. Sevgilimle buluşup atladık otobüse. Çok acıktık ama sabrettik, mesaj gönderdik Filiz anneye, çay hazırdı gittiğimizde. Ben de bir bardak açık çay içiverdim, ne olur ki... Çöreklerin tarifi maya paketinden. Pek sevildiler pamuk pamukken..


Malzemeler:

- 2,5 su bardağı un
- 1 paket instant maya
- ½ çay bardağı toz şeker
- 1 yumurta
- 50 gr tereyağı (oda ısısında)
- 1 çay bardağı ılık süt

İç malzemesi:
- 2 adet elma
- ½ çay bardağı toz şeker
- ½ çay bardağı dövülmüş ceviz
- 1 çay kaşığı tarçın

Üzerine:
- ½ çay bardağı pudra şekeri

Yapılışı:

1. Önce iç malzemeyi hazırlayın. Elmaları soyup rendeleyin, şekerle birlikte ufak bir tencereye alıp 7-8 dk pişirin. Ocaktan aldıktan sonra cevizi ve tarçını ekleyip karıştırın, soğumaya bırakın.

2. Unu derince bir kaba eleyip maya ile karıştırın. Toz şekeri, yumurtayı, tereyağı ve ılık sütü ekleyip yoğurun. Elinize yapışmayan, yumuşak ve elastik bir hamur haline gelince üzerini streç filmle kapatıp ılık ortamda 50 dk kadar mayalanmaya bırakın.

3. Mayalanan hamuru 8 bezeye ayırın. Her bezenin içine hazırladığınız içten 1 kaşık kadar koyup kapatın. Kapattığınız yeri parmak uçlarınızla iyice yapıştırıp avucunuzda yuvarlayın.

4. Hazırladığınız bezeleri yağlı kağıt serili tepsiye sıralayın. 30 dk daha bekletin.

5. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 15 dk kadar pişirin. Kontrol edip üzerleri güzelce kızardıysa fırından alın. Soğuduktan sonra üzerlerine bolca pudra şekeri eleyin.

Beklediğiniz, sabrettiğiniz, arada mail atıp iyi olup olmadığımı sorduğunuz için teşekkür ederim. İyi ki varsınız.. Ve ben iyi ki kendimi terapi edebiliyor, yazabiliyor ve paylaşabiliyorum..