02 Eylül 2010 Perşembe

İlk dergi toplantım ve Cezayir lezzetleri


Leziz'in Ekim sayısı için neler hazırlayacağımızla ilgili aylık toplantımızı Fransız sokağının hemen girişinde yer alan Cezayir 'de yaptık. Bu benim ilk dergi toplantım olması ve hep merak ettiğim Cezayir lezzetlerini tatma şansım olması açısından çok özeldi. Restoranın, bir köşesinde bembeyaz miskin bir kedinin uyukladığı harika bahçesinde, upuzun bir ahşap masada toplandık. Hemen öncesinde, İstanbul'un simgelerinden Pera Palace'ın restorasyon sonrası yeniden açılışındaydım ve gözlerim zaten güzelliklerden kamaşmış bir haldeydi. Üzerine Cezayir lezzetleri, cila oldu diyebilirim:)


Tadımlıklar almayı tercih ettik ve seçimi İnci'ye bıraktık. Sevgili İnci bana jest olarak vejetaryen seçimler yaptı. Bu gördüğünüz de benim çok sevdiğim nohut köftesi. Yanındaki tuzlu ve baharatlı yoğurtla birlikte harika bir tadı var. Henüz birkaç gün önce falafel yapıp yemiştim nohut krizim tutunca:) (arada nohut krizim tutar, genelde humus yaparım ya da falafel yerim böyle zamanlarda, sanırım bünyem protein ihtiyacını böyle belli ediyor) Cezayir'in köfteleri tam falafel gibi değil, daha yoğun bir baharat tadı var.


Asma yaprağında ızgara hellim ve eşlik eden salata... Bol domates, çam fıstıkları, fesleğen, zeytinyağı... Kaptırırsanız tüm sosuna ekmek banmak mümkün! Bu arada şef Fatih Kaya'nın bizlerle tarifini paylaştığı bu harika lezzeti ve birkaç özel kahvaltı önerisini Ekim sayımızda bulabileceksiniz. Şimdiden söyleyeyim:)


Tatlı acı sos eşliğinde pastırmalı yufkalar. İçinde ne olduğunu bilmiyorduk, benim için sürpriz oldu:) Yiyenler özellikle sosuna bayıldılar ve hatta masada ne varsa bu sosa batırıldı daha sonra:)

Keçi peyniri, ceviz, havuç ve elmalı roka salatası.. balzamik soslu. Bana sadece bu yeter, üç öğün yiyebilirim:) Cezayir'de soslar bol tutuluyor ve yağ hiç esirgenmiyor. O nedenle pek diyet salatası tarzında değiller, onu belirtmek lazım. Ama lezzeti aldığınız her kaloriye değer!

Kavun-karpuz tabağının sunumu bile çok zarifti. Bu renkleri görünce fotoğrafını çekmeden duramadım.

Sizlere bir de duyurum olacak. Leziz'in Eylül sayısını aldıysanız zaten görmüşsünüzdür, Coşkun Aral'ın "Annemin Yemekleri" kitabından tam 450 adet var elimizde. Bu kitapları annesinin mutfağında pişen leziz tarifleri bizlerle paylaşan ilk 450 kişiye hediye edeceğiz. Sizlerin de o kişilerden olmanızı çok isterim:) Tariflerinizi adınız-soyadınız ve açık adresinizle birlikte inci@lezizdergi.com adresine gönderebilirsiniz...

27 Ağustos 2010 Cuma

Leziz


Sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyordum dostlar...
Aslında en sevdiğim ayın başlangıcını, 1 Eylül'ü beklemek istedim ama daha fazla bekleyemedim. Şu an mutfağımda en sevdiğim yerde oturuyorum ve bir yandan ekmeğim pişiyor. Yanımda kitaplarım, dergilerim... ve içimde tarifsiz bir heyecan var.

Evrene gönderdiğimiz mesajlardan bahsetmiştim sizlere daha önce... Sadece çok istemenin yetmediğinden, zamandan, sabırdan... Bazılarınız anladı güzel bir şeyler olduğunu, bazılarınız aksine kötü bir şeyler olmasından endişe etti. Bense o kadar pozitif bir enerjiyle doluyum ki, bu enerjiye tek başıma sahip olmak haksızlıkmış gibi geliyor. Durmadan dua ediyorum herkes için, hepiniz için. Düşleriniz gerçek olsun diye!

Yemek ve sofra kültürü dergisi Leziz'in ekibine, Eylül sayısından itibaren yazı işleri müdürü olarak katılmış bulunuyorum. 5 yıldır sizlerin ilgisi ve sevgisiyle devam eden blogum, çok severek okuduğum ama sonrasında hep düş kırıklıklarıyla hatırladığım üniversitem, mutfağa olan sevgim... Hepsi bir araya geldi ve bir kapı açtılar bana... Leziz'in Eylül sayısının hazırlanışının son aşamalarına katıldım ve o heyecanlı havayı soludum. Ufak dokunuşlarımı belki hissedeceksiniz ama bu sayıda esas emek, genel yayın yönetmenim sevgili İnci ve ekip arkadaşlarıma ait... Biz Ekim sayısı için heyecanla çalışmaya başladık bile!

Keyifle okuyacağınızı ve hep takip edeceğinizi umuyorum.

Güzel dilekleriyle hep yanımda olan herkese içten teşekkürler...

24 Ağustos 2010 Salı

Ekşili Kabak


Yaz mutfaklarında en çok pişen sebzelerden biridir kabak... Pek çok şekilde değerlendirilebildiği için olsa gerek, her alışverişte en az yarım kilo kabak atılır alışveriş çantalarına. Dolması, mücveri, kızartması, böreği, çorbası, fırında ya da tencerede pişen yemekleriyle, ondan yapılabilecekler pek çoktur. Ama bizde en çok kavurması yapılırdı, bolca sarımsaklı yoğurtla birlikte yemeyi çok sevdiğimiz için. Sonraları ben deneysel çalışmalara başladığımda farklı kabak yemekleri de yaptık annemin mutfağında:) Kendi mutfağımda ise daha özgürüm, yaptığım her yemeği itirazsız yiyen sevgilim sayesinde...

Kabağın ekşili ve bakliyatlı versiyonunu geçtiğimiz haftalarda denemiştim. Eski emektar makinemle çektiğim son fotoğraflardı, pek iyi olmasa da yayınlamak istedim. Bu hakikaten çok güzel bir yemek, hem doyurucu ve besleyici, hem de sıcak yaz günleri kabakla yapılabileceklere farklı bir alternatif.

Sebzelere bakliyat ekleme alışkanlığını Tijen ablayla tanıştıktan sonra edindim. Hepsine olmasa da pek çok sebze yemeğine bakliyat koyar oldum ondan sonra. Hem daha doyurucu oluyor sebze yemekleri böylece, hem de protein ihtiyacımı karşılamış oluyorum. Sizlere de denemenizi tavsiye ederim. Tarife gelince...

Malzemeler:

- 3 çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 orta boy kuru soğan
- 1 tatlı kaşığı biber salçası
- Yarım kg kabak (küp doğranmış)
- 1 avuç yeşil mercimek (önceden ıslatılmış)
- 1 avuç haşlanmış nohut
- 4 diş sarımsak
- 1 adet domates
- 1 çorba kaşığı kuru nane
- 1 limonun suyu
- Deniz tuzu

Yapılışı:

1. Soğanı küp küp doğrayıp zeytinyağında pembeleştirin. Biber salçasını ekleyip karıştırın.

2. Kabakları tencereye ilave edin, biraz daha çevirin.

3. Domatesi küp küp doğrayın, sarımsakları kıyın. Mercimek ve nohutla birlikte tencereye ekleyin.

4. Tencerenin kapağını kapatın, mercimekler yumuşayana kadar, yaklaşık 15 dk kısık ateşte pişirin. Gerekirse sıcak su ekleyebilirsiniz.

5. Son olarak naneyi serpin, limon suyunu ekleyin. Tuzunu ayarladıktan sonra ocağı kapatıp yemeğinizi ılınmaya bırakın.

Sıcak da servis edebilirsiniz, ben sıcak seviyorum doğrusu:) Ama esas lezzetini ertesi gün buluyor. Yanında yoğurt ve güzel bir ev ekmeği ile başlıbaşına bir öğün...

17 Ağustos 2010 Salı

Fıstık Ezmeli Kurabiye


Evrene ne çok mesaj gönderiyoruz...
İsteklerimizi dillendirirken, dostlarımızla sohbet ederken, birşeyler anlatırken veya yazarken, hayal kurarken, hatta uyurken rüyalarımızda bile... Kurduğumuz olumsuz cümleler de, olumlu olanlar da bir şekilde ilerlediğimiz yolu çiziyor. Biz olumsuza odaklandıkça çizgilerimizin netliği kayboluyor, yolumuz karanlıklaşıyor... Neyi istemediğimizi anlamamız zorlaşıyor.. Hayat taşınması zor bir yük haline geliveriyor o zaman. İşe giderken ayakları geri gidiyor insanın.. İş arıyorsa, görüşmeye giderken -aslında istemediği bir işi, mecbur olduğunu düşündüğü için isterken- yolda ağlayabiliyor..

Ve yolun en karanlık olduğu yerde, bazen birisi ya da bir şey ışık tutuveriyor yolumuza.. Gördüğümüz bir rüya, bir tv programında dinlediğimiz spiritüel yaşam koçu, bir büyüğümüz, sevgilimiz, en yakın dostumuz, bir kitapta okuduğumuz bir cümle, bir internet sitesi, herşey olabiliyor bu.. Ve o ışık, zamanı geldiği için tutuluyor bize. Asla biz öyle istediğimiz için değil, çok istediğimiz için de değil, sabrettiğimiz için gerçek oluyor düşlerimiz. Daha önce açılmayan kapıların neden açılmadığını o zaman anlıyoruz.

Bunları öğrendiğim bir süreçten geçtim.
Kimbilir hayat ustadan daha neler neler öğreneceğim!

Gelelim kurabiyelerimize...
Bu kurabiyeleri ilk tattığımda aslında tam kışlık diye düşünmüştüm. Zira enerji deposu her biri! Ama benim gibi kahve keyfini yaz-kış ihmal etmeyenler aynı ilgiyi kurabiyelere de gösteriyorlardır eminim:) Öyle olunca evdeki kurabiye kavanozunu boş bırakmamak gerekiyor tabi..

Bu benim ilk fıstık ezmeli kurabiye denemem. Sonuç oldukça başarılı olunca sizlerle de hemen paylaşmak istedim. Tarifi Arman Kırım'ın Hürriyet'teki köşesinden kesip saklamıştım uzun zaman önce. Orjinal adı "peanut butter cookie" olan bu kurabiyeler Amerika'nın en bilinen ve sevilen klasik kurabiyelerinden biri. Hafif sakızımsı dokusu, piştikten sonra günlerce aynı kıvamı koruması ve tabi lezzetiyle benim en beğendiğim kurabiyelerden biri oldu. Sütlü kahve yanına çok ama çok yakışıyorlar. Fıstık ezmesi seviyorsanız sizin de çok beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Bu arada benim kullandığım fıstık ezmesi fıstık parçaları da içeriyordu ve bu kurabiyeleri daha da güzelleştirdi. Bulabilirseniz öylesini deneyin derim.


Malzemeler:

- 1,5 su bardağı un
- 1 çay kaşığı tuz
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 1/2 su bardağı oda sıcaklığında tereyağı (ben 100 gr kullandım)
- 1 su bardağı fıstık ezmesi (1 kavanozun yarısını kullandım)
- 1/2 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı esmer şeker
- 1 paket vanilya
- 1 yumurta

Yapılışı:

1. Büyükçe bir karıştırma kabında tereyağını, şekerleri ve fıstık ezmesini mikserle çırparak karıştırın. Daha sonra yumurtayı ekleyin, krema kıvamına gelinceye dek karıştırın.

2. Bir başka kabın içerisinde unu, tuzu, vanilya ve kabartma tozunu eleyerek karıştırın.

3. Unlu karışımı diğerine ekleyerek bütünleşene kadar karıştırın. Elde edeceğiniz hamur diğer kurabiye hamurları gibi olmayacak ama yine de elinize yapışmayacak. Ufak parçalar koparıp avcunuzda yuvarlayın ve yağlı kağıt serili tepsiye aralıklı olarak sıralayın.

4. Toz şekere batırılmış bir çatalı kurabiyelerin üzerine bastırın. Hem hafifçe yassılaşacaklar, hem de güzel bir deseni olacak kurabiyelerinizin (gerçi benimkilerde desen belli olmadı).

5. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 12 dk pişirin. Fırından alıp soğumalarını bekledikten sonra cam kavanoza doldurabilir ya da teneke bir kutuda saklayabilirsiniz...

13 Ağustos 2010 Cuma

Zeytinli Çavdar Ekmeği


Bloguma yazmayı ne çok özlediğimi düşünerek uyandım bu sabah..
Yeni evimizle o kadar meşguldüm ki başka şeylere vakit ayıramadım bir türlü. Hatta uzun zaman mutfağa bile fazla girmedim. Bu sene tropikal iklimlerden farkı kalmamış İstanbul yazının da etkisi vardı tabi bunda. Eskiden oturduğumuz taş binada sıcağı da soğuğu da fazla hissetmezdik, yeni ev ise sauna misali... Zira dört bir yandan güneş giriyor. Şikayetçi miyim? Asla! Yıllarca güneş gören bir evim olsun, sabahları güneşle uyanayım, şehrin göbeğinde olmasa da olur diyen ben, duvardan duvara pencereli bir evi, hem de şehrin göbeğinde bulmuşken daha ne isterim?

Sevgilim 5 dakikada işe gidiyor, yürüyerek:) Öğlenleri eve yemeğe geliyor hatta. Ben açık mutfağımda artık ondan ayrı kalmadan, hem ona laf yetiştirip hem yemek yapabiliyorum. Mutfak dolaplarım istemediğim kadar, tencerelerin tepeme düşme tehlikesi yok, bardaklar üstüste konmaktan çatlayıp kırılmıyorlar, ekmek makinesinin, robotun, meyve sıkacağının, kahve makinesinin kendilerine ait yerleri var (buna kendileri bile inanamıyor garibanların:) Yeni kitaplığımıza tüm kitaplarım sığıyor, sağda solda üstüste yığılmaktan kurtuldular, hatta fazladan yer bile var yeni gelecek olanlara. Bunlar yeni evimizle ilgili en sevdiklerim, en sevindiklerim... Ve bunlar için ne çok beklediğimi beni tanıyanlar biliyor.. Darısı herkesin başına diyorum. Evlerimiz hayattaki en önemli sığınaklarımız, elbette onları paylaştığımız ailemizle birlikte...


Gelelim bunca zaman sonra paylaşacağım tarife.. Ekmek tarifi olsun istedim, zira yeni evde öncelikle tatlı ve ekmek yaptım (ilk taşındığımız gün dolapta kalanlarla aceleyle pişirilmiş akşam yemeğini saymazsak).. Öncelikle ağız tadı ve bereket olsun diye. Ama bu tarif o değil, zira onu fotoğraflama şansım olmadı. Bu çok daha önce pişirdiğim bir ekmek. Çavdar ekmeği lezzet olarak benim en sevdiğim ekmek diyebilirim. Ve aynı zamanda en sağlıklı olduğunu düşündüğüm ekmek. Zeytinli olursa nasıl olur dedim ve çok da güzel oldu. Haftasonu kahvaltıları için çok güzel bir seçenek olabilir, ya da bugünlerde sahur için. Uzun açlık süresini gözönüne alarak sindirimi kolay olan, tamamen beyaz undan yapılmış ekmeklerden uzak durmakta fayda var. Denemek isterseniz işte tarif:

Malzemeler:

- 3 cup beyaz un
- 1 cup çavdar unu
- 1,5 cup ılık su*
- 2 çay kaşığı tuz
- 3 tatlı kaşığı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
- 2,5 çay kaşığı kuru maya
- 1 kase dilimlenmiş siyah zeytin**

* Cup ölçüsü olarak, eğer ekmek makineniniz varsa onun ölçü kabını kullanabilirsiniz. Yoksa büyükçe bir su bardağı da olur.
** Ben hazır satılan dilimli zeytinleri lezzet olarak beğenmiyorum, bu nedenle kahvaltılık siyah zeytinin çekirdeklerini çıkartıp kullanıyorum, tavsiye ederim.


Yapılışı:

1. Şekeri ılık suya ekleyip karıştırın. Mayayı da ekleyip 10 dk kadar kabarması için bekleyin. Üzerinde köpükler oluştuğunda mayanız kullanıma hazırdır.

2. Unu yoğurma kabınıza koyun, ortasını açıp zeytinyağını ve mayalı suyu dökün. Kenarlarına da tuzu serpin. Ortasından başlayarak parmak uçlarınızla yoğurmaya başlayın. Kenarlardaki unları da yavaş yavaş alarak güzel bir hamur oluşturun. Gerekirse un ya da su ekleyebilirsiniz ama genellikle bu ölçüde gerekmiyor.

3. Hamurun üzerini örtüp yaklaşık 1 saat kadar mayalanmaya bırakın. Sonunda iki katına çıkmış olacak. Bu aşamada zeytinleri hamura ekleyip tekrar yoğurun. Pişireceğiniz tepsiye somun şekli vererek koyun ve yarım saat daha bekleyin.

4. Tekrar yükselmiş olan hamurunuzu mis gibi bir ekmek olmak üzere fırına verin. Önce üzerini keskin bir bıçakla çizebilirsiniz. 200 derecede pişiriyorum ben genelde ekmeklerimi. Turbo fırında yarım saat yeterli oluyor.

Piştikten sonra ekmeğinizi bir mutfak örtüsüne sararak ılıyıncaya kadar bekletip, sonrasında dilimleyebilirsiniz. Tek başına bile yenecek kadar nefis oluyor tazeyken:)